Abdurrahim Karakoç'un "Hakim Beğ" adlı şiirinin tahlili

ÖZGÜN TAHLİL

 

 

 

 

 

ABDURRAHİM KARAKOÇ

 

Hayatı:

1932 yılında Elbistan'da doğdu. Dedesi, babası ve kardeşleri de şair olduğu için küçük yaşlarda şiire merak sardı. İlk yazdığı şiirleri 2 kitap olacak hacimde iken beğenmeyip yaktı.

Mücadeleci şiirlerinin çokluğu şartlardan kaynaklanmaktadır. 27 Mayıs Darbesi, zinde güçler, demokrasi maskaralığı ve haksızlıklar hiciv şiirlerini besledi. 30' a yakın mahkemeye verildi, hepsinden beraat etti. Avukat tutmadı, hep kendi kendini savundu. Hiçbir iktidarla barışık olmadı.

Şiirlerinde esas unsur insandır. 30 yılı aşkın bir zaman içinde kitapları baskı üstüne baskı yenilemektedir.

Karakoç'un politik taşlamaları kadar sevgi şiirleri de hemen her kesimde yankı bulmakta ve birçok sanatçı tarafından bestelenmekte ve okunmaktadır.

Kendi dilinden sanatının kaynağı şudur:

«Sağ olsunlar, iktidarların ve muhalefetin irikıyım politikacıları, ihtilal cuntacıları, 'bilimsel' cüppeliler, entelektüel züppeler, millî soyguncular, sosyete parazitleri, sermaye sülükleri, zulüm-işkence makineleri, adalet katleden hukukçular, dalkavuklar, üçkâğıtçılar vs. hep bana yardımcı oldular. Şiir malzememi veren onlar, öfkemi bileyen onlar oldular. Yardımlarını inkâr etmiyorum, fakat teşekkür de etmiyorum. Dinsizlerin değil, din düşmanlarının, yani İslâm düşmanlarının da az yardımı olmadı. Bir bakıma dinî duygularımın kuvvetlenmesine vesile oldular.»

 

Hâkim Beğ

Gene tehir etme üç ay öteye,
Bu dava dedemden kaldı hâkim beğ.
Otuz yıl da babam düştü ardına;
Siz sağ olun o da öldü hâkim beğ.

Kırk yıl önce yani babam ölünce,
Kadılıklar hâkimliğe dönünce,
Mirasçılar tarla takım bölünce,
İrezillik beni buldu hâkim beğ.

Yaşım yetmiş iki usandım gel-git;
Bini geçti burda yediğim zılgıt.
Eğer diyeceksen ‘bana ne, öl git’
Oğlumun bir oğlu oldu hâkim beğ.

Sekiz evlek tarla, bir geverlik su,
Yüz yılda hüküme bağlanmaz mı bu?
Kazanmasam da hu kazansam da hu!
Canım ta burnuma geldi hâkim beğ.

Keşife meşife, damgaya, harca
Kanımız kurudu harca da harca.
Sayenizde avukatlar yıllarca
Fakiri yoldu da yoldu hâkim beğ.

Mübaşir itekler, kâtip zavırlar
Değişti bizde de güya devirler.
Yüz yıl önce adam yiyen gâvurlar,
Tapucuyu aya saldı hâkim beğ.

Kabahat sizde mi kanunlarda mı?
Şaşırdım billahi yolu yordamı.
Kızma sözlerime alam gadanı,
Sıkıntıdan içim doldu hâkim beğ.

Mülkün temeliydi adalet hani?...
Bizim hak temelde saklı mı yani?
Çıkartıp da versen kim olur mani?
Yoksa hırsızlar mı çaldı hâkim beğ?

Hem davacı pişman hem de davalı
Bu yolda tükettik çulu çuvalı
Sabret makamından çalma kavalı
Sürüler ekine daldı hâkim beğ

I.                  İÇERİK

 

1. Konu:

Anadolu’da hukuk ve mahkeme meselesi

 

2. İzlek:

Şiir, dededen babaya, babadan oğula, oğuldan da toruna kalan bir veraset davası üzerinden; yazıldığı dönemde Anadolu’da bitmek tükenmek bilmeyen hukuk ve mahkeme sorunlarını eleştirel bir tutumla ele alıyor. Şairin amacı, özellikle Anadolu’da veraset davalarının yıllarca uzamasına sebep olan adalet sistemini, yapılan yolsuzlukları eleştirmektir. Buna göre adalet sisteminin insanların faydasına olacak şekilde değiştirilmesi, yapılmakta olan yolsuzlukların ve Anadolu insanı için kâbusa dönüşen veraset sorunlarının önlenmesi gerekmektedir.

3. Düşünce:

            Şiir, düşünce bakımından ideolojik bir şiirdir. Şair mevcut adalet düzenini, memurlar için bir alışkanlık haline gelen rüşvet meselesini ve bir türlü karara bağlanamayan davaları eleştirerek sahip olduğu ideolojiyi bizlere gösteriyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi şair defalarca mahkemeye verilmiştir. Bu zaman zarfında mahkemelerdeki olayları çok iyi gözlemlemiştir. Artık insanlar için işkenceye dönüşen mahkemelere sitem olarak bu şiiri kaleme almıştır. Bir zamanlar ülkemizde hak deyince akan sular dururken şimdi hakkın, hukukun merkezi mahkemelerdeki haksızlık şairi harekete geçirmiş ve isyancı ruhuna ilham kaynağı olmuştur. Şair bu şiiriyle halkın dertlerine tercüman olmuştur.

 

4. Olay:

Şiir bir bütün olarak hâkim karşısında sanık kürsüsünde ifade veren bir davalının sitem dolu sözleridir. Bu şiirde olay şu şekildedir: 

Şair mahkeme salonundadır. Davalı olarak kürsüye çıkmış ve kedisine dedesinden miras kalan neredeyse yüz yıl süren bir tarla davası yüzünden şairin tüm sabrı tükenmiştir. Davanın yıllar yılı ertelenmesi, sürekli mahkemeye çağrılmalar, yediği azarlar, yamyam avukatlara verilen paralar, rüşvetçi memurlar şairin sabrını taşırmıştır. Şairin davadan yana ümidi kalmamış, bunun üzerine, her şeyi göze almış hâkime serzenişte bulunmaktadır.

 

5. Varlık:

Şiirde görülen somut diyebileceğimiz nesneler; tam gösterilmeyen ama varlığı sezilen mahkeme salonu, hâkimliğe dönen kadılıklar, olayların ilk başlatanlar olan tarlaları bölüşen mirasçılar, yıllarca süren mahkemenin sebebi olan sekiz evlek tarla bir geverlik su, davalıları itekleyen mahkeme salonuna sokmaya çalışan mübaşirler, sürekli davalıları azarlayan kâtipler, yapılan tarla keşiflerinde, mühür işlemlerinde rüşvet alan memurlar, davaların bitmesini istemeyip fakir halkın son parasını da elinden alan avukatlar, avukatlara verilen paralar, parasıyla istediği tapu memurlarını satın alıp nerdeyse aydan bile toprak alabilecek zengin gayrimüslimlerdir.

 

6. Duygu:

Bu şiirde kötümser/karamsar duygulardan sayabileceğimiz bıkkınlık duygusu hâkimdir ve bir sitem şeklinde ifade edilmektedir. Şair şiirde kendisini maddi-manevi bitiren bir veraset davasını anlatmaktadır. Yıllarca süren bu davanın bir türlü sonuca bağlanamaması şairi, sitem edip bunun sorumlusunun kim olduğunu aramaya teşvik ediyor. ‘Yaşım yetmiş iki usandım gel-git’ dizesinde şairin artık mahkemeye gelip gitmekten usandığını anlıyoruz. Son dizede de ‘hem davacı pişman hem de davalı’ dizesinden de şairin bu davayı sürdürmekten duyduğu pişmanlığı görüyoruz. Daha alt planda bu şiirde kullanılan Anadolu ağzıyla samimi bir hava oluşturulmuştur. Şiirde bir Anadolu insanının masumane yalvarışını hissediyoruz.

 

7. Görüntü:

Nesnel Görüntü:

Şiirde nesnel görüntü olarak mahkeme salonunda hâkime ifade veren bir sanığı görüyoruz. Şiir bu sanığın durmaksızın hâkime verdiği ifadelerin toplamıdır.

 

Gene tehir etme üç ay öteye,
Bu dava dedemden kaldı hâkim beğ.
Otuz yıl da babam düştü ardına;
Siz sağ olun o da öldü hâkim beğ.

Bu dörtlükte şair, dedesinden babasına, babasından kendisine kalan yıllarca koşturdukları bu davada, hâkime davayı yine üç ay öteye ertelememesi isteğinde bulunuyor. Burada şairin dedesinin ve babasının ömürleri boyunca mahkemelerde koşuşturduklarını ama ölümleriyle davanın miras olarak bir alt kuşağa devrettiğini görüyoruz. Son dizedeki «Siz sağ olun» sözü içinde biraz da taşlama olduğunu hissettiriyor.  Şair bu son sözü iki manada söylüyor. Birincisi o öldü ama sizin ömrünüz ondan uzun olsun anlamındadır. İkincisi ise bu mahkeme köşelerinde siz öldürdünüz, elinize sağlık anlamındadır.

                          

Kırk yıl önce yani babam ölünce,
Kadılıklar hâkimliğe dönünce,
Mirasçılar tarla takım bölünce,
İrezillik beni buldu hâkim beğ.

Cumhuriyet ilan edilip inkılaplar teker teker uygulamaya geçirilmeye başlanmış ve kadılıklar hâkimliğe çevrilmiştir.  Yapılan bu değişim sırasında Anadolu’da miras paylaşımı konularında bazı aksamalar olmuş şairin davası gibi bitip tükenmeyen davalar meydana gelebilmiştir. Bu olayın Cumhuriyet’in ilanıyla kişilerin toprak sahibi olmaya başlamasından sonra olduğu düşünüyorum. Çünkü Osmanlı’da tüm topraklar devlete ait iken Cumhuriyet’ten sonra kişilere tapularıyla verilmeye başlanmıştır. Böylece miras sorunu başlamıştır diyebiliriz.  Şairin babası, babasından aldığı davayı otuz yıl da kendisi devam ettirmiş vefatıyla onu şaire miras etmiştir. Böylece şair de çileli bir hayata adım atmıştır.

 

Yaşım yetmiş iki usandım gel-git;
Bini geçti burda yediğim zılgıt.
Eğer diyeceksen ‘bana ne, öl git’
Oğlumun bir oğlu oldu hâkim beğ.

Şair bu davayı alalı kırk yıl olmuş ve şairin yaşı yetmiş ikiye dayanmıştır. Şair mahkemeye defalarca gelmekten, sürekli azar işitmekten artık bıkmıştır. Hâkime serzenişte bulanarak, eğer bu davayı hâkimin kendisi bitirmeyip onun ölmesiyle biteceğini umuyorsa hiç sevinmemesini, oğlunun da oğlu olduğunu, kendisinin ölmesi durumunda davanın onlarla beraber devam edeceğini anlatmak istiyor. Burada torun yerine oğlumun oğlu ifadesini kullanması davanın ne kadar uzun sürdüğüne bir vurgu yapmak içindir.

 

Sekiz evlek tarla, bir geverlik su,
Yüz yılda hüküme bağlanmaz mı bu?
Kazanmasam da hu kazansam da hu!
Canım ta burnuma geldi hâkim beğ.

Bu dörtlükte şairin tüm sorunlarının doğuş noktasını görüyoruz. Sekiz evlek tarla ile tarla sulamak için kullanılan kanal suyu yüzünden açılan dava neredeyse yüz yıldır bir karara bağlanmamıştır. Artık bu uğraş şairin canına tak etmiştir. Onun için davayı kazansa da, kazanamasa da değişen bir şey yoktur. Şair artık davayı kazanmaktan çok davanın bitmesini istemektedir.

 

Keşife meşife, damgaya, harca
Kanımız kurudu harca da harca.
Sayenizde avukatlar yıllarca
Fakiri yoldu da yoldu hâkim beğ.

Bu dörtlükte şair, tarlaları ölçüp biçen keşif memurlarının, eline bir mühür geçirip ondan maddi çıkar sağlamaya çalışan devlet çalışanlarının istedikleri rüşvetleri, yıllarca yatırdığı harç paralarını, bitip tükenmek bilmeyen davalarda müvekkillerinin sırtından tonla para kazanan, adalet sistemindeki bu açığı kendi çıkarları için kullanan avukatlar ı eleştirel olarak anlatıyor.   

 

Mübaşir itekler, kâtip zavırlar
Değişti bizde de güya devirler.
Yüz yıl önce adam yiyen gâvurlar,
Tapucuyu aya saldı hâkim beğ.

Mahkeme koridorlarında mübaşir sırası gelen davalı ve davacıları  âdeta itekleyerek, zorlayarak mahkeme salonuna alırken, mahkeme katibi de davalıları sürekli azarlamaktadır. Artık zaman değişti eskisi gibi haksızlıklar artık olmaz derken şimdi daha da kötüsü olmaktadır. Tapu memurlarını rüşvete bağlayan bazı zengin gayrimüslimler istedikleri yeri alabilmektedir. İşi o kadar abartmışlardır ki neredeyse Ay’dan bile rüşvetle arazi satın alabilecektir.  

 

Kabahat sizde mi kanunlarda mı?
Şaşırdım billahi yolu yordamı.
Kızma sözlerime alam gadanı,
Sıkıntıdan içim doldu hâkim beğ.

Şair artık bu hengâme içinde ne yapacağını şaşırmıştır. Artık bu çileli gecikmenin sebebini soruşturmaktadır. Hâkime kabahatin kendisinde mi yasalarda mı olduğu sorar. Hâkimin bu soruya sinirlendiğini düşünerek açıklama yapma ihtiyacı hisseder. Tüm bu sözleri sıkıntıdan söylediğini, bu sözlerde kızacak bir şey olmadığını belirtir.

 

Mülkün temeliydi adalet hani?...
Bizim hak temelde saklı mı yani?
Çıkartıp da versen kim olur mani?
Yoksa hırsızlar mı çaldı hâkim beğ?

Şairin sorgulayıcı tutumu bu dörtlükte de devam etmektedir. Hz. Ömer’e ait olan ‘Adalet mülkün temelidir.’ sözü tüm mahkeme salonlarında asılıdır. Ama bu söz artık sadece mahkeme duvarlarını süsleyen bir yazı olarak kalmıştır. Ülkede gerçek adaletten söz etmek mümkün değildir. Şair hâkim arkasındaki bu yazıyı görüp, bir Anadolu köylüsü masumluğuyla, kendi haklarının bu yazıda bahsedilen mülkün temeli olan adaletin neresinde saklı olduğunu soruyor. Şair hâkimin davayı kendi lehinde bitirmesi halinde kimin ne diyebileceğini merak ediyor. Bu davanın bir türlü neden bitmediğini, yoksa haklarının çalındığını mı soruyor.

 

Hem davacı pişman hem de davalı
Bu yolda tükettik çulu çuvalı
Sabret makamından çalma kavalı
Sürüler ekine daldı hâkim beğ

Bu yüzyıl süren davada hem davalı hem da davacı artık canlarından bezmiştir. Bu uğurda mal mülk ne varsa hepsi gitmiş ama davaları hala bitmemiştir. Şair hâkime biraz daha sabır gerektirecek bir karar vermemesini söylemektedir. Artık bu duruma sabır gösterebilecek en ufak güçleri kalmadığını anlatmak istiyor.

 

Hayali Kişilik:

Şiirde hayali tip olarak; masum Anadolu insanını temsil eden sanık kürsüsünde ifade veren şairi, çarpık adalet sistemini temsil eden hâkim, rüşvet istemeye alışmış devlet çalışanlarını temsil eden tapu memurlarını, mahkemeleri çekilmez hale getiren, insanları itip kakan, sürekli azarlayan mübaşirleri ve katipleri, rüşvetle arazi edinen gayrimüslimleri görüyoruz.

 

8. Anlam:

Anlam çoğaltma yöntemleri:

Şiirde asıl amaç sanat yapmak olmamasına rağmen yer yer edebi sanatlara rastlıyoruz. ‘Mülkün temeliydi adalet hani?’ dizesinde Hz. Ömer’e ait olan ‘Adalet mülkün temelidir.’ sözü kullanılarak, bir hatırlatma yapılmak istenmiş yani telmih sanatı kullanılmıştır. Yine aynı dörtlükte hâkime sorular sorularak anlam genişletilmeye çalışılmış istifham sanatı yapılmıştır. Şiir ilk okunduğunda konusu hemen anlaşılmaktadır. Yani şiirde birinci anlam hâkimdir.

 

II.               ŞEKİL

Şiir, dörtlüklerden kuruludur. Bunda şairin sahip olduğu ideolojinin de etkisi olabilir. Çünkü şair bu şiirde halktan birisidir. Halkın milli nazım birimi olan dörtlükleri kullanması son derece normaldir.  Dörtlüklerin her biri kendi içinde kafiyelidir. İlk üç dize bir kafiyeli, her dörtlüğün sonundaki dizeler de bir kafiyelidir. Yani düz kafiye kullanılmıştır.

 

III.           DİL VE ÜSLÛP

a. Dil:

Abdurrahim Karakoç, memleket için şiir yazan önemli bir şairdir. Bu şiirde de memleketin durumunu memleketin diliyle yani Anadolu ağzıyla yazmıştır.

-Dil Sapmaları: Şiirde dil sapması olarak ses sapmalarından olan yöresel ağız özellikleri kullanılmıştır. Şiirde geçen; «gene, irezillik, zılgıt, geverlik, hu, zavırlamak, gada almak» sözcükleri buna örnek olabilir. Ayrıca 3. dörtlüğün 2. dizesinde kullanılan  «burda» ifadesi de ses sapmalarından ünsüz düşmesine örnektir.

Diğer bir dil sapması olarak kelime sapmalarından sayılan fazla kelime kullanımını görüyoruz. Ama bu gerekli bir fazla kelime kullanımıdır. Şiirde torunum yerine oğlumun oğlu ifadesi kullanılmıştır. Bu kullanım ölçüye uymasının yanında anlamı da güçlendirmiştir.

Argo sayılabilecek ögeler de şiirde görülüyor. Şair avukatları anlatırken ‘yoldu da yoldu’ ifadesini kullanmıştır. Gayrimüslimlere ‘gâvur’ olarak seslenilmiştir. Ayrıca ödünç metine müdahale olarak Hz. Ömer’in «Adalet mülkün temelidir.» sözünde yapılan değişikliği gösterebiliriz.

b. Üslûp:

Şiir cümle kuruluşu, kelime, ifade seçimi bakımından oldukça yalın bir hiciv üslûbuyla yazılmıştır. Şair muhatap aldığı hâkime içini dökerken şiirin başından sonuna eleştiren, soruşturan, çözüm arayan bir söylem içindedir. Şair karşısındaki kişiye yer yer kızsa da bulunduğu yer müsait olmadığı için çok fazla haykıran, gürleyen bir ses kullanamamaktadır. Ayrıca kullanılan yöresel ağız şiire samimi bir hava katmıştır

.     

IV.           AHENK

1. Ses Tekrarları:

Şair, ahengi daha çok kafiye, redif ve hece vezniyle sağlama yoluna gidiyor. Kafiye çeşitleri şöyledir:

-Zengin Kafiye:  «gel-git/zılgıt/öl git», «harç+a/harca-/yıllarca», «zavırlar/devirler/gâvurlar», «kanunlarda mı/yordamı/gadanı», «hani/yani/mani»

-Yarım Kafiye: «kaldı/öldü», «su/bu/hu».

-Tunç Kafiye: «ölünce/bölünce»

-Redif: birinci beytin 2. ve 4. dizelerinde ve diğer dörtlüklerin son dizelerinde tekrar eden «kaldı/öldü/buldu/oldu/geldi/yoldu/saldı/doldu/çaldı/daldı hâkim beğ» sözcükleri rediftir. Ayrıca; «ölünce/dönünce/bölünce» sözcüklerinde –ünce’ler rediftir. 

2. Kelime tekrarları:

-İkilemeler: «tarla takım», «keşife meşife», «harca da harca», «yoldu da yoldu», «yolu yordamı», «çulu çuvalı».

 

3. Vezin:

Memleket şiiri yazma gayesinde olan Abdurrahim Karakoç bu amaca bağlı kalarak, bu şiirde milli ölçümüz olan hece ölçüsünü bilinçli bir şekilde kullanmıştır. Hece ölçüsünün 6+5=15’li kalıbı kullanılmıştır.  

 

 

Kaynakça:

Kolcu, A. İhsan, Modern Türk Şiiri 1 Şiir Tahlilleri, Salkımsöğüt Yayınları, 1. Baskı, Erzurum, 2007.

Çetin, Nurullah, Şiir Çözümleme Yöntemi, Öncü Kitap, 8. Baskı, Ankara, 2010.

Çetin, Nurullah, Şiir Tahlilleri 1, Öncü Kitap, 3. Baskı, Ankara, 2010.

 

Dipnot: Bu tahlil yapılırken Ali İhsan Kolcu’ nun yukarıda verilen kitabından “Hâkim Beğ” şiirinin tahlili bir defa okunmuş, bu kitaptan sadece düşünce olarak yararlanılmıştır.

Yorum Yaz